Bira koskoca bir dünya ve başlı başına bir sanattır, "Bira hamallıktır yeeaaaa" diyenlere karşı kurulmuş bilgi ve paylaşım amaçlı bir blogdur.


To teach those out there who say:"I don't like beer!", that they didn't have the right beer yet.


İngiltere de Amerikan craft biralarından etkilenir: Fuller’s Wild River

İngiltere de Amerikan craft biralarından etkilenir: Fuller’s Wild River

Bu sıcak havalarda Black Cab Stout yerine başka ne içeyim diye soranlardansanız, Fuller's'ın sizin için birası var. Stout zaten hiç serinletmiyor o ayrı konu. Olur da içmiş bulundunuz, üzerine bir adet ale götürün. Eliniz bir ale ararsa ve yakınınızdaki bira da Wild River ise sizi şaşırtacak bir bira olduğunu söyleyebilirim.

İngilizler'in ana vatanına ve yerli malzemelere ne kadar sadık olduklarını az çok öğrendik artık. Çok köklü aile şirketleri var ve bunların senelerdir iç pazara hakim olmaları sadık bir İngiliz birası kültürü oluşturmuş. CAMRA gibi oluşumlar da %100 yerli üretimi koruma amacı taşıyınca yabancı biralar ve farklı ülkelerle ortaklıklar da haliyle çok yaygın değil. Ta ki "craft bira" akımına kadar. Bu neden önemli? Çünkü patlayan bir sektör ve kocaman bir pazar var, ve buna kayıtsız kalmak para kaybetmek demek. Yavaş yavaş bir devrim, bir dönüşüm gerçekleşiyor. İngiltere'de bu kadar çeşit birayı ancak bundan 70 sene önce görebilirdiniz.

Bir zamanlar İngiltere

İngiliz bira sektörü bu kadar toz pembe değildi tabii. Bir zamanlar Dünya'nın en çok bira üreten ülkesi konumundayken 17.yy'da bu halinden eser kalmayan bir ülkeden bahsediyoruz. 1971'de CAMRA'nın kurulmasıyla ale üretimi küllerinden tekrar doğduysa da, bu gelenekselci yaklaşım geçmişe o kadar dönük ve odaklı bir haldeydi ki yeniliklere sırt çevrildi normal olarak.

İlk destekleyici adım dönemin Başbakanı Gordon Brown tarafından 2002'de atıldı. Yeni bir vergilendirme sistemiyle belli üretim hacminin altında kalan üreticilerden daha az vergi alınmasının önünü açtı. Bu hamleyle bir anda bir patlama yaşandı. Bizdeki durumu düşünün, bunca vergi yüküne ve yasaklamaya rağmen hala tek tük yerli üreticiler mevcut. Bunlar olmasa sayısını siz düşünün.

Yasayla birlikte üreticiler tabii ki de geleneklerine bağlı olarak "cask ale" üretmeye başladılar. Bir yandan da daha önce hiç duymadıkları tatlar, meyveler, fıçılarda bekletmeler, dinlendirmeler hakkında haberler görmeye duymaya başladılar. Hatta bütün bu gelişmelerin dünyanın en standart biralarını üreten bir ülkeden - Amerika'dan - geliyor olması daha da şaşırtmıştı.

Amerika ile ilk temas

İngiltere'de daha önceden bahsetmiş olduğum Greenwich çıkışlı Meantime ile Sussex'ten Dark Star Amerika'dan şerbetçiotunu ilk ithal edenlerden oldular. 2005'te Derbyshire'da Martin Dickie ve Stefano Cossi tarafından kurulan Thornbridge'de ilk deneysel biralar, yurtdışından getirilen malzemeler ve tariflerle üretildi. Dickie'nin 2007'de buradan ayrılması ve James Watt ile çok yakınen bildiğimiz "BrewDog"'u kurmasıyla İngiltere'de patlama yaşandı.

Şu an 800'den fazla üretici olan İngiltere'de her sene yaklaşık 80 tane yeni marka doğuyor. İşte bu değişen piyasa ve şartlar büyük üreticileri bir takım uyum önlemleri almaya zorluyor. Fuller's Wild River'ın hikayesi de bu noktada başlıyor.

Amerika'dan 4 şerbetçiotu ile İngiliz tarifi

Fuller's'ın iki elliliği bizi bekler

London Pride ve ESB'nin üreticisi İngiliz şerbetçiotlarının yakın takipçisi Fuller's şu ana kadar genelde Challenger, Fuggles, Goldings, Northdown ve Target kullandı hep. Ancak Head Brewer John Keeling'in eski tarifler için kaynak ararken bir şey dikkatini çekmiş: 1891'de Fuller's Oregon'dan şerbetçiotu, Kaliforniya'dan da arpa ithal ediyormuş. Bütün bu gelişmeler Wild River'a giden yolu açmış.

%4,5 alkollü bu bira için pale maltlar kullanılmış, renk ve tat vermesi için crystal maltından özellikle kaçınılmış. Amerika'dan ithal 4 farklı şerbetçiotu da: Cascade, Chinook, Liberty ve Willamette.

Birayı tasarlamak ve üretime geçirmek 3 yıl sürmüş. London Pride'da IBU 30, ESB'de 34 iken bu birada 51 ! Serinletme amaçlı seasonal bir bira olarak tasarlanan Wild River artık şişelerde. Bu da biranın başarılı olduğunun bir göstergesi sayılabilir.

Fuller's Wild River Tadım ve İnceleme

Adettendir, şişeden başlamak gerek ilk analize. Heybetli 50'lik kocaman bir şişesi var. Yanına Black Cab koydum ki aynı şişe olduğu daha da anlaşılsın diye.

Biraz köşeli bir tasarımı var, ele güzel oturuyor:) etiket tasarımını da beğendiğimi söylemem gerek. Normalde bu tarz ayılı, vahşi hayvanlı şeylere apaçi derim ama bu nedense çekici geldi:

Üzerindeki grafikler Wild River görüntüsü. Renkleri de mavi olduğu için iç açıcı ve refreshing izlenimi veriyor.

Alkol oranı %4,5ABV. Zaten Seasonal beer olarak düşünüldüğü için makul bir oran. İçiminin de yumuşak olması bekleniyor. Geçen sene gittiğim Brewdog Publardan birinden satın aldığım uzun Lager bardağı ile servis edeceğim. Altın sarısı rengiyle bardağa dolan bira hafif bir acılık ve turunç kokusu yayıyor ortama.

Vahşi bir nehire yakışacak kadar köpüğü yok belki, 2 parmak kadar. Fazla kalıcı da değil. Bardağın dibinde biriken kabarcıklardan karbonasyonun ne seviyede olduğunu görebilirsiniz.

Burunda çiçeksi şerbetçiotu karakterinin yanı sıra bal kokusu var. Dökerken turunçtan bahsetmiştim, turunç kokusu da alıyorum, ama etkisi çok zayıf kokuların. Eğer bir American Pale Ale'dan bahsediyorsak kokusu ve aroması bu kadar geri planda olmamalı. Biraz da armut kokusu alıyorum birayı çevirdikçe o kadar. Beklentiyi yüksek tutmamak lazım.

Düşük gövdeli ve sulu bir bira. Bu sebeple tadında da herhangi bir kalıcılık yok. Su gibi geçip gidiyor. Kokusundaki aromaların çoğunu tadında alabiliyorsunuz. Limon ve bal. Üstelik üretimde bal hiç bir şekilde eklenmemiş! Ama asıl soru şu: Şerbetçiotları nerede? Hani o Amerika'dan ithal ettikleriniz. Bitime doğru az da olsa hafif bir acılıkla birlikte bazı tatlar patlıyor. Yine turunç/greyfurt kaynaklı bir acılık var. ama bu daha uzun süre kalıyor damakta. İçimi de yumuşak. Kabarcıklara rağmen karbonasyonu da aslında tam kıvamında. Yani serinleten bir bira.

Son söz: Fuller's'dan çıkma hiç bir biraya benzemiyor. Bu özelliğiyle farklı bir noktada olduğu kesin. Ama hayal kırıklığını oldu benim için. Malt karakterini turunç tadıyla birleştirmek ve bu sıcaklarda taze ve serinleten bir bira arıyorsanız herhangi bir beklentiniz olmadan bunu içebilirsiniz. Sonuçta 50'lik. Hakkını yememek lazım. Mangal, Izgara ile de iyi gider. Ama biranın tadını bastıracak kuvvetli aromalardan kaçınmak gerek, mesela sirke, ya da hardal gibi. Ki zaten hafif bir bira, iyice su içiyor gibi hissedersiniz. Ratebeer puanı 62, Daha Amerikalı olan BeerAdvocate puanı da 79 (henüz 18 kişi oylamış sadece). Ben 66/100 verdim. Özelliği olmayan bir bira gibi geldi. O kadar karakterli, aromatik ve yoğun karmaşık biralar içmişiz ki son dönemde, düz biraların yüzüne bakmaz olmuşuz.

 

 
Belirtmekte fayda var, alkol dostunuz değildir ve sağlığa zararlıdır, burada alkolü özendirmeye çalışan bir yazıdan bahsetmiyoruz. anlatımlarım reklam amacı taşımamakta olup tamamen kendi kişisel görüş ve beğenilerime göre sunulmaktadır.

 


 

 

 

 

 

 

Efes Brewmaster serisi ve diğerleri

Efes Brewmaster serisi ve diğerleri

KLM Havayolları'ndan bir ilk: Uçakta fıçı Heineken

KLM Havayolları'ndan bir ilk: Uçakta fıçı Heineken