Bira koskoca bir dünya ve başlı başına bir sanattır, "Bira hamallıktır yeeaaaa" diyenlere karşı kurulmuş bilgi ve paylaşım amaçlı bir blogdur.


To teach those out there who say:"I don't like beer!", that they didn't have the right beer yet.


Efes Brewmaster serisi ve diğerleri

Efes Brewmaster serisi ve diğerleri

Efes'ten bir yenilik: White Ale, Amber Ale ve Red Ale

Geçtiğimiz günlerde yemek ve mekan incelemeleri konusunda başı çeken sitelerden olan Kangurular'ın organize ettiği bir etkinlikte Anadolu Efes Grubu tarafından getirilen ve üretilen biraların tadımı yapıldı.

Etiler Sandalyee Brasserie'nin ev sahipliğinde gerçekleşen etkinlikte Grolsch, Kozel, Amsterdam Navigator, Duvel, Efes Brewmaster Series'den White Ale, Red Ale ve Amber Ale ile birlikte Erdinger ve Efes Pastörsüz yüksek nemli aşırı sıcak bir günü serinletmeye çalıştı.

Tadım yeri

Sempatik ve sıcakkanlı barmenimiz de hazır

Bardakların dizilmesi

Bardaklar hazırlandı, yerler seçildi. Henüz yeni piyasaya sunulan ve Efes'in Lager'den farklı ilk ale deneyimi olan Brewmaster serilerinden başlandı:

İlk sıra White Ale

Efes White Ale, burunda önce biraz umut vaat etse de, zayıf gövdesi, düşük aroma yapısı ve son derece eksik karbonasyonuyla beklenenin altında bir biraydı. Alkol oranı %5. Bardakta filtrelenmemiş gibi gözüken ama biraz beklenince buğday olmadığı anlaşılan gayet berrak bir bira var. Köpüğü çok bol. Burunda vanilya, azıcık muz ve şerbetçiotu kokusu var. Ama zayıf karakterdeler. Damakta bolca buğday tadı alıyorsunuz. Bitiminde ferahlatıcı ve kuru bir bitişi var. Açıkçası serinin en ferahlatan, serinleten birası. Aromalar yine hemen kayboluyor.

Amber Ale, renk olarak güzel, hala bir Samuel Adams değil tabii, burunda kuru meyveler bırakıyor. Tat ve gövde ile ilgili White ale'da bahsedilen sorunları yaşıyor. Alkol oranı %5.2. Bunda da bolca köpük var. Daha önce de söyledim, biranın rengi çok güzel. Burunda kavrulmuş malt ve uzaktan karamel kokusu veriyor. Damakta ve tadında bunların hiç biri yok. İlk yudumda aldınız aldınız, sonrasında hemen kayboluyor. Bunun gövdesi ortaya yakın.

Tadımda Red Ale yoktu, ama sırası gelmişken bundan da bahsetmek isterim. Alkol oranı %5,2 olan bu bira kızıl bir renge sahip. Yer aldığı tür, Irish style Red Ale. Filtrelenmiş bir görüntü ve coşan bir köpük profili var. Burunda şekerli, karamelli kokular bırakan bu biranın gövdesi diğerlerine oranla daha yüksek, ancak aroma profili yine çok zayıf. Dİğer iki türe göre daha çok karbonasyon mevcut. Üçü içerisinde tadı en kötü olanı bence.

Piyasada artan rekabet sebebiyle üretilmiş biralar, Türkiye'de ticari bira sektörünün büyümesine ve bizim de çeşit çeşit biralar içmemize imkan tanısa da dünya bira üretiminde ülkemizin daha kaydedeceği çok yol olduğunu gözler önüne seriyor. Girişim olarak takdir ve desteği hakkediyor, ama muadillerine kıyasla zayıf biralar. En büyük eksisi üç birada da Buğday birası mayası kullanılması. Red Ale ve Amber Ale bu sebeple arada kalmış biralar oluyor. Ek olarak "Brewmaster Series" adıyla bira üretiyorsanız bu masterların kimler olduğunun bilinmesi de oldukça önemli bir konudur. Efes bu isimlerin kim olduğunu söylemiyor ve şişelerin üzerindeki basit bir imzayla yetiniyor.

Bu seri bittikten sonra kızartma tabağı geliyor. Patatesli, soğan halkalı arada deniz mahsullerinin olduğu biraya eşlik eden atıştırma tabağı. Bu tabağa arkadaşlık etsin diye Efes Pastörsüz'e geçiliyor. Şişenin son kullanma tarihi 23.09.2016. İçmek için 1 buçuk ayımız var yani. Taze tüketin diyor Efes bize. Pastörize edilmemiş bu ürün taze şişelenmiş, ve size fıçı bira tadına yakın bir tat veriyor. Malt tadı gizlenmiş. Bu iyi bir şey. Gövdesi yine bir lager gibi, oldukça düşük. Karbonasyonu da öyle. Brewmaster serisi ile değerlendirdiğimizde en içilebilir bira olarak öne çıkıyor.

Pastörsüz tam olarak nedir peki? Normalde biralar pastörizasyon işleminden geçiriliyor ki daha uzun raf ömürleri olsun diye. Bu işlem Fransız Louis Pasteur'ün adına atıfta bulunur. Pasteur zamanında sıvıların yüksek sıcaklıklarda daha da sterilleştirilebildiğini keşfetmiş. Böylece ısıl işlem uygulanarak üreticiler canlı mayaları ve diğer organizmaları öldürerek biranın daha uzun süre dayanmasını ya da daha kısa sürede bozulmasını engellemiş oluyor. Pastörize etmek aynı zamanda birada tadın ve kıvamın standartlaşması ve belli bir istikrarın yakalanması için de kullanılıyor. Çünkü düşünün siz birayı üretip dağıtıyorsunuz ama kim bilir marketteki rafta daha kaç ay bekleyecek?

Efes Pastörsüz de bu ısıtma işlemine maruz kalmayan bir ürün. Bu biraya "canlı" bira da denebilir. Çünkü içinde canlı canlı gezen maya ve mikroorganizmalar var. O sebeple "Biranın en taze hali" gibi bir sloganla çıkış yapıyorlar.

Özetle bu biranın tadı Efes'in diğer biralarının tadına göre daha güzel.

Efesler bitti

Promil artar sohbet koyulaşır

Sonra sırasıyla Amsterdam Navgiator, Grolsch, Erdinger ve en son da Duvel denendi. Neyse ki Duvel en sona kalmıştı, içlerindeki en kaliteli en lezzetli bira olarak damakları temizledi.

Bunlardan Amsterdam Navigator ve Grolsch ülkemizdeki tesislerde lisans ile üretilen biralar. Navigator yüksek alkollü ve kolay içimi olması sebebiyle genelde tercih sebebi olan bir bira. Ama o da özelliksiz. Kastettiğim şu: %8,4 alkolü var ama tadı çok şekerli, içerisinde hafif metalik tatlar barındırıyor, gövdesi yine düşük, ve tat ve aromalar çok kısa sürüyor. Hollanda'dan alınan lisnas ve tarifle ülkemiz sınırlarında üretilen bir bira. Yurtdışına gittiğimde hiç denemedim o sebeple kıyaslama şansım olmadı, ama mutlaka tatta bir fark olacaktır. Kullanılan su, maya ve malzemeler o kadar etki ediyor ki üretim prosesine.

İki tip Grolsch, flip flop açmalı ve normal kapaklı

Grolsch de aynı şekilde Hollanda'dan alınıp Türkiye'de Efes tarafından üretilen bir bira. Orijinal halinin allengirli kapaklı oluğu söylenir. Sağdaki görsele bakarsanız, soldaki bira; güzel şişesi ve janjanlı açma grubuyla (buna "flip flop" türü deniyor) ithal olanı, sağdaki e söylenene göre ülkemizde lisansla üretileni.

Bu da sıradanın biraz üstünde bir lager. Kolay içimli, kokusunda turunç ve hafif şeker barındırıyor. Malt kokusu çok baskın olsa da şerbetçiotu izleri de var. Şişesi çok güzel tabii ki. Bira kristal apaçık bir sarı renkte, köpüğü çok az. Tadı maltlı, azıcık şekerli, biraz buruk, acı denebilecek tonda. Çok az turunç var şekerli başlayan bu bira acı bitiyor.

Erdinger'i zaten artık herkes biliyor, fıçı olarak çoğu pub standart sunuyor. Bu weissbier da Alman Saflık Yasası'na uygun olarak su, arpa ve buğday maltı, şerbetçiotu ve mayadan oluşuyor sadece. Alkol oranı %5,3. Kokusunda ot ve hafif muz alınıyor ama profili biraz silik. Geri planda kalmış. Bir Weihenstephaner değil. Gövdesi hafif bulanık, güzel köpüren bu biranın ilk yudumunda klasik karanfil tadı var. Azıcık muz da var Hefeweizen tarzının olmazsa olmazı. Ve limon. Bitiminde de de karanfil ve karanfilden kaynaklı bir acılık mevcut. Bu sıcaklarda güzel giden bir bira. Ama türünün en iyi örneği olmadığı kesin.

Daha sonra bütün ihtişamıyla Duveller açılıp servis ediliyor. Ama asıl şaşırtan hamle ise Samuel Adams Lager açılması oluyor. Buz gibi. Bu kaliteli kapanışla birlikte ev sahipliği yapan Sandalyee Brasserie'ye, etkinlik için iletişime geçen ve organize eden Kangurular.com'dan Fuat Bey'e ve biralar için de Efes Pilsen'e teşekkür ediyoruz.

 

Belirtmekte fayda var, alkol dostunuz değildir ve sağlığa zararlıdır, burada alkolü özendirmeye çalışan bir yazıdan bahsetmiyoruz. anlatımlarım reklam amacı taşımamakta olup tamamen kendi kişisel görüş ve beğenilerime göre sunulmaktadır.”

 

 

 

 

 

 

 

 

Bira - yemek uyumu ve eşleştirme önerileri

Bira - yemek uyumu ve eşleştirme önerileri

İngiltere de Amerikan craft biralarından etkilenir: Fuller’s Wild River

İngiltere de Amerikan craft biralarından etkilenir: Fuller’s Wild River