Bira koskoca bir dünya ve başlı başına bir sanattır, "Bira hamallıktır yeeaaaa" diyenlere karşı kurulmuş bilgi ve paylaşım amaçlı bir blogdur.


To teach those out there who say:"I don't like beer!", that they didn't have the right beer yet.


Bir Amerika macerası; Bölüm 1: Kaliforniya Bira Turu

Bir Amerika macerası; Bölüm 1: Kaliforniya Bira Turu

Bayram planlarının çok önceden yapılması genelde erken rezervasyon, ucuz uçak bileti ve konaklama avantajları sayesinde herkesin tercihi. 2018 uzun tatilini Amerika'yı turlayarak geçirmeye karar veren Çağlar Avcı (paylaşımlarına buradan ulaşabilirsiniz: https://www.instagram.com/caglaravci/ ) ve eşi Cansel Amerikan Dolarının bu duruma geleceğini nereden bilebilirdi?

Buna rağmen her bira tutkununun rüyası olan Amerika Batı Yakası turu planlarını ertelemediler. 3000'den fazla km, 15'ten fazla biraevi ve üretici, litrelerce bira. Çağlar, 3 bölümlük Amerika bira macerasının ilk bölümü ve kendi kaleme aldığı yazısı ile sizlerle...

Kaliforniya Bira Turu

Kaliforniya için, 1965 yılında Stanford mezunu Fritz Maytag’in kapanmakta olan Anchor biraevini satın alarak onu yeniden hayata döndürmesiyle, Amerikan craft bira hareketinin içki yasağı döneminden sonraki doğduğu yer desek herhalde yanlış olmaz. Beni de geçtiğimiz ay bu geziyi yapmaya iten önemli nedenlerden birisi, bir bira aşığı olarak adeta kutsal topraklar gördüğüm Amerika’yı, Amerikan craft biralarını ve üreticilerini yerinde deneyimleyerek, birçoğunu Avrupa’da dahi bulamadığımız listelerin en üst sıralarındaki bu biraları yapıldığı yerlerde tatmaktı.

Kaliforniya, sınırları içerisinde bulunan yaklaşık 900 bağımsız craft bira üreticisiyle tüm eyaletler arasında zirveye oturuyor. Bu rakam 6 yıl öncesinin neredeyse 3 katı ve ekonomiye de yaklaşık 7.3 milyar $’lık bir katkıda bulunuyor. Tüm Kaliforniya nüfusunun yaklaşık 90%’ı, evine sadece 10 millik mesafede bir craft-brewery’e sahip. (California Craft Brewery Association) Marketlerde onlarca bağımsız biraevi, en az büyük oyuncuların standart lager’leri kadar reyon payı alıyor ve gezdiğiniz her biraevinden farklı tatlar deneyimleyerek ayrılıyorsunuz. Gezdiğim tüm biraevleri, birbirinden farklı reçeteler ile kendini bir şekilde diğerinden ayırmış ve neredeyse hepsinde gayet rahat bir ortamda genciyle-yaşlısıyla hatta çocuğuyla gelip masada kendi arasında kağıt oyunu oynayarak biralarını içen insanlar görmek mümkün. Evet birçok biraevi müşterilerinin keyifli zaman geçirmesi için bu jenga, monopoly, iskambil kağıtları bulunduruyordu, hatta bazılarında yemek servisi olmadığından (kapıdaki foodtruck dışında) dışarıdan yiyecek getirmek bile serbestti. Hiçbiri su için ek bir ücret almıyor, hatta bazılarında ücretsiz kendi çerezinizi bile doldurabiliyorsunuz. Barmenler ve garsonlar oldukça cana yakın ve sohbet etmeyi seviyorlar (San Diego’daki Toronado hariç) hatta biraz sohbet sonrası ücretsiz bira ikram ettikleri bile oldu. Amerika’da uzun bir süre yaşamadan sadece tatile gelmiş biri olarak genelde insanlar ile iletişimimiz hep pozitif oldu, belki de içilen onca biranın etkisiyle 😊

Öncesinde yaptığım araştırmaların da etkisiyle gezi planımızı oluştururken limitli zamanda benim için en önemli maksimum sayıda biraevini gezip, tadabildiğim tüm biraları tatmak üzerine bir rota çizdim. Kaliforniya bu işin merkezi ise San Diego için de kalbi desek yanlış olmaz. Ben de first things first diyerek geziye bu şehir ile başladım.

San Diego

San Diego, Amerika’nın güney batısında, Meksika’ya komşu, kimi otoritelerce en yaşanılabilir şehirlerin başında geliyor. Sınırları içerisinde bulunan 150’ye yakın bağımsız biraevi, bu turun rotasını çizerken bedenimi ve karaciğerimi de düşünerek burayı ilk durak yapmama vesile oldu. Şehir, yaklaşık 1.5 milyonluk nüfusu, uçsuz bucaksız sahilleri ve doğal güzellikleriyle, bira sevmeseniz dahi gezip görmenizi tavsiye edeceğim çok ama çok güzel bir şehir. Gezelim-görelim tarzı seyahat yazımı sonraya saklıyor ve susamaya başladığınızı düşünerek ziyaret ettiğim ilk biraevi ile hikayeye başlıyorum.

Modern Times

Klasik pub önü yemek arabasıyla karşınızda Modern Times

Adını 1850 yılında, bugünkü Brentwood, New York sınırları içerisinde oluşturulmuş, ütopya bir topluluktan alıyor ilk durağımız. Suçun olmadığı, hiçbir devlete bağlı olmadan ve kendi aralarında değiş-tokuş felsefesi ile hayatta kalmaya çalışan bu topluluk, zamanında daha güzel ve mutlu bir dünyanın var olabileceğine inanan bir girişimci ve köleliğe karşı duruşuyla bilinen bir avukatın oluşturmaya çalıştığı ve 1860 yılına gelindiğinde 126 kişinin ikamet ettiği küçük bir toplumun ismi. 1864 yılında adını Brentwood olarak değiştirene kadar hiçbir suçun kayda alınmadığı bu ütopya topluluk, daha sonra Amerikan iç savaşının da etkisiyle tarih rafındaki yerini alıyor.

Kendi çekirdeklerini üretip satıyorlar...

Biraevine geri dönersek, Modern Times, aromaların ön planda olduğu, kompleks biralar yaratmaya çalışan yaklaşık 5 yıllık bir biraevi. Hatta bira dışında kendi çekirdeklerini de kavurarak yine aynı markayla satışını gerçekleştiriyorlar. Cold-brew olarak damıtılmış kahvelerini, bira zannederek alabilirsiniz marketlerden.

Hem üretim yeri, hem de tasting room, San Diego’nun turistik bölgelerinden biri olan Old Town’a oldukça yakın. Çok keyifli bir yürüyüş yolu olmasa da Old Town’dan yürüyerek yaklaşık 15 dakikada varabilirsiniz. Arabayla gelecekler için tasting room’un bulunduğu sokağın başında mekan için küçük bir otopark da bulunuyor. İçerisi çok ferah, yaklaşık 30 farklı fıçı servis ediliyor. Yemek servis etmiyorlar, fakat kapıda küçük bir taco kamyonu vardı biz gittiğimizde. Bu daha sonra da yazacağım birçok biraevi için geçerli, kimisinde yemek servisi varken, birçoğu hiç mutfak açmayıp farklı foodtruck’lar ile anlaşarak acıkan misafirlerini buraya yönlendiriyor. En güzeli food truck’lar belli bir süre içerisinde sürekli değişiyor ve gelenler de farklı mutfakları bu sayede deneyimlemiş oluyor. Daha da enteresanı bazı mekanlara kendi yiyeceğinizi bile getirebiliyorsunuz. Sinemaya kendi çantasında cips sokabilmek için türlü taklalar atmış bizim nesil için böyle bir özgürlük hayallerimizin de ötesinde !

Böyle bir menü, böyle bir liste yok

Mekanın arka bölümündeki tanklarda sadece deneysel pilot batch’ler yapılıyor. Asıl üretim merkezi buraya 1 km uzaklıktaki Fortress of Raditude olarak geçen fabrikaları. Burada hem ana üretim hem de fıçı yıllandırma yapılıyor. Biz zamanı verimli kullanmak adına ayrı bir fabrika ziyareti yapmadık, dileyenler burayı da gezebilir. Zaten sadece tasting room’daki tüm biraları içmeye kalksanız otelin yolunu zor bulursunuz büyük ihtimalle. Mekanın arka kısmında hediyelik eşya bölümü var, ister çekirdek kahvenizi, isterseniz bardaktan biraya birçok ürünü buradan alabilirsiniz.

Terimizi silip soluklandıktan sonra kendimizi draft menüsünün şefkatli kollarına bıraktık. Yazı boyunca içtiğim her birayı detaylı anlatamayacağım yoksa gezi turundan ziyade kitap tadında birşey olacak fakat Monster’s Park ve Fruitlands içtiklerim arasında en beğendiklerim oldu. Fruitlands’deki guava, gose yani hafif mayhoş ve tuzlu bir biraya bu kadar mı yakışır anlatamam.

Adres: 3725 Greenwood St, San Diego 

 

Karl Strauss

Bu biraevine geçmeden, Amerikan craft bira dünyasında oldukça önemli bir isim olan, aynı zamanda biraevine de ismini veren Karl Strauss’u tanıyalım biraz.

1912 yılında Minden Almanya’da Feldschlösschen Bräu’da dünyaya gelen Karl Martin Strauss, çocukluk yıllarını babasının başkanı olduğu bu biraevinde geçirir. Sonrasında Münih Teknik Üniversitesi’nde “Science and Practice of Malting and Brewing” diplomasını alarak – dikkat edin 1930’lu yıllarda, teknik üniversitede bira üretimi ile ilgili lisans diploması veriliyor, sonra yok efendim neden bu Almanlar’ın biraları bu kadar güzel demeyin- farklı biraevlerinde çalışmaya başlar. 1930’lu yıllarda gelişen Nazi akımı yüzünden, Yahudi bir ailenin çocuğu olan Karl oluşan bası sebebiyle iş bulamaz hale gelir ve 1939 yılında Amerika’ya göç etmek durumunda kalır.

San Francisco’ya gitmeyi planlarken Milwaukee’de bir aile ziyareti esnasında, buradaki Pabst biraevinin iş ilanını görür ve bu ilana başvurarak daha sonra 44 yıl boyunca çalışıp emekli olacağı şirkete ilk adımını atmış olur. 1983’de emekli olduktan sonra danışmanlığa başlayan Strauss, 1987 yılında yeğeni Chris Cramer ve kolejden oda arkadaşı Matt Rattner’ın yardım isteğini kırmayarak San Diego’daki ilk brewpub olan bu biraevinin kuruluşuna yardım eder. Brewer’ların eğitiminden, reçetelerin hazırlanışına kadar tüm süreçlere dahil olan Strauss’u onurlandırmak üzere, Chris ve Matt de buraya Karl Strauss Brewing Company adını verirler. Emekli olduktan sonra küçük büyük yaklaşık 50 bira üreticisi ve microbrewery’ye danışmanlık veren Strauss, 2006’daki vefatına kadar sektöre olan katkılarından dolayı birçok ödüle layık görülmüş, hatta Milwaukee’deki “Museum of Beer and Brewing” müzesinin de kurucusu olmuştur.

Biz San Diego Downtown’da yer alan brewpub’ı ziyaret etme fırsatı bulduk ve tahmin edileceği üzere zengin bir bira ve yemek menüsü ile karşılaştık. Porsiyonlar oldukça büyük ve doyurucu, biraları pint ,half pint ya da taster olarak alabiliyorsunuz. Arka bölümde küçük bir üretim alanı var, mekanın kendi otoparkı yok fakat yol üzerinde parkometreler mevcut, buraya aracınızı bırakabilirsiniz. Şu bira aklımda kalıp beni çok etkiledi diyemeyeceğim fakat 30 yıllık tarihine hürmeten gezip biralarından denemenizi tavsiye edeceğim bir biraevi.

Adres: 1157 Columbia St, San Diego

Stone Brewing World Bistro&Gardens – Liberty Station

Liberty Station, Point Loma olarak geçen ve San Diego’nun ilk keşfedildiği yer olan yarımadanın iç kısmında yer alan, zamanında Amerikan donanmasının güney Kaliforniya’daki ilk eğitim merkezine ev sahipliği yapmış bir bölge. Burada yer alan Stone, aynı Escondido ve Berlin’deki brewpub’lar gibi oldukça geniş bir alan üzerine kurulmuş, kendi bahçesi ve iç bölümü olan ve gerek Stone, gerekse de misafir biraevlerinden onlarca farklı fıçı birayı içebileceğiniz bir kompleks adeta. Biz daha sonra Escondido’daki fabrikanın içerisinde bulunan bistroya gideceğimiz için buraya sadece girip kısaca bir dolaştık, diğerlerinde olduğu gibi buranın da hediyelik eşya bölümü oldukça zengin, gün içerisinde bahçesinde dinlenip sakin sakin biranızı yudumlayabileceğiniz güzel ve ferah bir mekan arıyorsanız burası tam size göre.

Adres: 2816 Historic Decatur Rd, San Diego

Bottlecraft – Liberty Station

Bottlecraft, San Deigo’da birden fazla yeri olan hem çok iyi fıçı biraları hem de dolabında onlarca farklı birayı alıp ister mekanda, ister evinizde içebileceğiniz bir bar / bottleshop hibriti. Liberty Public Market’in içerisinde yer alıyor ki yeme-içmeye meraklıysanız burayı ziyaret etmenizi tavsiye ederim, küçük çaplı bir food market burası ve birçok farklı ayaküstü atıştırmalık dükkanına ev sahipliği yapıyor. Tacodan taze makarnaya, deniz ürünlerinden dev pastrami sandviçlerine kadar onlarca dükkan içinden seçim yapmakta zorlanıyorsunuz. Hatta benim gibi biranızı bottlecraft’tan alıp ortak alandaki masaların birinde yemeğinizle birlikte yudumlayabilirsiniz. Özellikle fıçı seçimleri çok başarılı, şansınız var ise bir The Lost Abbey ya da Bottle Logic’e bile denk gelmeniz olası. Burasının dışında San Diego’da 3 farklı yerleri daha var, dilediğiniz birini de ziyaret edebilirsiniz.

Adres: 2820 Historic Decatur Rd, San Diego

"Beni buraya gömün" dedi Çağlar usulca

Toronado

Toronado, San Diego’lu craft bira severler için aslında yeni bir mekan olsa da (yaklaşık 5 yıl) batı kıyısında neredeyse efsaneleşmiş, San Francisco’da 25 ve 30.yılları için Russian River’ın özel biralara ürettiği, Şubat ayında Pliny the Younger içebileceğiniz özel bir bar. San Diego’daki yerleri de fıçı listesini gördüğünüzde insanı çıldırtacak cinsten. Üreticilerin kendi tasting room’ları başka hiçbir yerde bulamayacağınız çok özel biraları servis ediyorlar. Ben Cellarmaker / Trillium ve Other Half ortak yapımı Juice Gymnastics IPA içtim ki inanılmaz bir biraydı gerçekten. Mekanın tek olumsuz yanı neredeyse tüm biraları pint ya da half pint olarak vermeleri, tasting flight tarzı bir olayı yok. Güzel bir tadım yapabilmek için ya sizin gibi sağlam içici bir arkadaş grubuna, ya da sağlam bir cüzdana, sonunda da sizi eve götürecek bir sürücüye ihtiyacınız olacak.

Adres: 4026 30th St, San Diego

Hamilton’s Tavern

Burası da aynı Toronado gibi onlarca farklı çok iyi craft birayı içebileceğiniz Ratebeer’da 98 puanlı bir mekan. Ben Cuma gecesi gittiğimden içerisi oldukça kalabalıktı, tavandan sarkan yüzlerce tap handle (Türkçesini bulamadım, fıçı bira servis kolu gibi birşey olsa gerek) zaten sizi nelerin beklediğine dair bir ipucu. Mekan oldukça samimi bir bar, içeri girince bir an barmen hey dostum, her zamankinden bir pint mı alırsın diye soracak sandım ama sormadı tabi. Arkada klasik Amerikan filmlerinden bilardo oynayan gençleri görmek mümkün. Burada dayanamayıp fıçıdan Pliny the Elder, Dribblebelt ve Avery’den Bourbon Barrel Vanilla Bean stout denedim. Aynı Toronado’daki gibi burada da taster alma şansı yok, barda oturursanız belki güzel bir sohbet ve makul bir bahşiş karşılığında diğer biraların da ufak ufak tadına bakabilirsiniz. Hemen bitişiğinde Southpark Brewing var fakat ben gitmeye gerek duymadım, ortalama bir oyster stout yapıyorlar, Hamilton’s çıkışı ağzının tadını değiştirmeye çok da gerek yok.

Adres: 1521 30th St, San Diego

Alesmith

1995 yılında 2.300 litre üretim kapasiteli küçücük bir biraevinden, bugün yıllık 40.000 fıçılık bir deve dönüşen Alesmith, San Diego’da Stone ile birlikte craft biranın gelişimine en çok katkı veren üreticilerin başında geliyor. 2002 yılında San Diego’nun tanınan home brewer’larından Peter Zien, mevcut işini bırakıp burayı satın alıyor ve firmayı bugünkü konumuna getirmek için canla başla savaşıyor. 2009’a kadar neredeyse hiç kâr etmeyen Alesmith, Zien’ın brewmaster Todd Fitzsimmons ile birlikte mevcut tarifi geliştirerek alkol oranını yükseltip daha kompleks bir profil yarattığı, ekstradan fıçıda bekletip farklı versiyonlarını biraseverler ile buluşturduğu Speedway Stout ile yükselişe geçiyor. Bu yüzden buraya gelip Speedway stout’un farklı versiyonlarını deneyimlemek benim için yapılacaklar listesinin başındaki maddelerden biriydi.

Merkezden araba ile yarım saatlik uzaklıkta olan Miramar’da yaklaşık 10.000 metrekarelik dev bir tesise sahip biraevi, San Diego’nun en büyük tadım odalarından birine sahip. Yemek servisi yok, diğer mekanlarda olduğu gibi dışarıdan yiyecek getirmek serbest, hatta biz gittiğimizde adeta altın günü yapan bir kadın grubu vardı, evlerinde yaptıkları yiyecekleri getirip, buradan biralarını almışlar, insan şaşırmadan edemiyor. Hazırlıksız gelenler için de kapıda düzenli olarak değişen bir foodtruck vardı, dileyenler buradan da yiyecek birşeyler alabiliyorlar.

Mekan inanılmaz büyük ve ferah, barın ardındaki camlı bölmeden üretim tanklarını görmek mümkün, giriş kapısında ne bir logo, ne bir tabela yer aldığından kapıdan içeri girmeden buranın Alesmith olduğuna inanamıyor adeta insan. Tadım setleri mevcut, dilerseniz kendi tadım setinizi de seçerek oluşturabiliyorsunuz. Biralarını anlatmama gerek bile yok, neredeyse hepsi kendi türünün en iyi örneklerinden. Speedway stout’un Jamaika’dan Vietnam’a farklı kahveler ile üretilmiş farklı versiyonlarını fıçıdan deneyimlemek mümkün. Aynı zamanda bir bottleshop ve hediyelik eşya bölümü de var içeride. Cuma, Cumartesi ve Pazar günleri 10$ karşılığı brewery tour da organize ediyorlar, biletini internet sitesi üzerinden satın alabilirsiniz.

Buraya kadar sıkılmadan okuduysanız sizler için bir amme hizmeti geliyor. Tasting room alanında bir de her ziyaretçinin bilmediği ve gizli bir kapıdan girilen “Barrel Aged Tasting Room” mevcut. Kısaca tarif etmek gerekirse tadım odasının arka kısmında 2014 yılında vefat eden ve 20 yıl boyunca San Diego Padres forması giymiş beyzbol oyuncusu Tony Gwynn müzesi göreceksiniz. Bu müzenin içinde duvarın birinde gizli bir kapı mevcut ve burayı açarak arka tarafta birbirinden farklı fıçıda dinlendirilmiş biralar tadabileceğiniz bir tadım odası bulunuyor. Ne acıdır ki ben bu bilgiyi San Diego’dan ayrılacağımız günün öncesinde öğrendim ve gidip görmek için bir fırsatım olmadı ama aynı zamanda ikinci bir San Diego ziyareti için beni motive eden nedenlerin başında geliyor. Siz siz olun, Alesmith’e kadar giderseniz, bu gizli tadım odasını ziyaret etmeden geri dönmeyin.

Ballast Point

2015 yılında Constellation Brands tarafından satın alındıktan sonra (Constellation Brands, altında birçok bira ve yüksek alkol firmasını, hatta Corona’nın Amerika üretim ve dağıtım haklarını da elinde bulunduran bir Fortune 500 şirketi) bağımsızlığı kalmamış olsa da, Alesmith’e kadar gelmişken çok yakınındaki Ballast Point’i de görmek ve Sculpin IPA’yı yerinde içmek istedim.

1992 yılında ev biracılarına ürün tedariği sağlamak için kurulan ve daha sonra Ballast Point’in de üretim merkezi olacak “Home Brew Mart” ile temelleri atılan Ballast Point, 1996 yılında Special adıyla ilk biralarını üretir. 2005 yıında iki farklı IPA tarifini birleştirerek yaptıkları Sculpin IPA, oldukça ses getirir ve aradan onca yıl geçmesine rağmen bu bira halen Ratebeer’in top 50 IPA listesinde 5.sıradaki yerini koruyor. (Imperial, Double, Hazy vs. Gibi farklı IPA türleri ve hepsinin ayrı sıralaması olduğunu unutmayalım)

Mekan çok güzel bir brewpub, yan tarafında cam ile ayrılmış ve içerisini görebileceğiniz üretim bölümü var, Sculpin tabii ki de denenenlerin başında geliyor. Victory at Sea de imperial porter olarak deneyip oldukça beğendiğim bir bira oldu.               

Adres: 9045 Carroll Way, San Diego

Palm Springs Liquor

palm-srings-liquour-store

Burası Mesa’da yer alan, şehir merkezine arabayla 15-20 dk uzaklıkta bir bottleshop. İçerisi bir market edasında olduğundan bira dışında şarap ve yüksek alkol de satıyorlar. Çok ama çok geniş bir ürün seçeneği mevcut, ben içeri girince şeker dükkanındaki çokcuk gibi hissetmiştim kendimi, raflar biraz kalabalık olduktan bira seçmek için uzun bir zaman ayırmak gerekli, insan hepsini almak istiyor çünkü.

Adres: 4301 Palm Ave, La Mesa

 

Holiday Wine Cellar

Burası aslında bir şarap mahzeni olmasına rağmen oldukça büyük bir bira bölümüne sahip çok şık bir dükkan. Escondido’da yer alması (şehre arabayla 30-35 dk’lık uzaklıkta tabii trafik yoksa) vaktinizi biraz alacaktır, bunu önlemek için biz buraya ayrı bir gün ayırmadan, Las Vegas yolu üzerinde uğradık. Zaten San Diego’dan araba ile Las Vegas’a gidiyorsanız, mecburen Escondido’dan geçiyorsunuz, biz de geçerken biraz daha erken çıkıp burayı, Stone ve The Lost Abbey’i görelim istedik. Aklınızda bulunsun bu mağazanın internet satışı da var, gelmeden önce almak istediğiniz biralar için bir araştırma yapabilir ya da direkt kaldığınız yere sipariş verebilirsiniz.

Adres: 302 W Mission Ave, Escondido

Stone Brewing World Bistro&Gardens – Escondido

Berlin ve Liberty Market’i gördükten sonra üçlemeyi tamamlamak için Stone’un ana üretim merkezinin de yer aldığı Escondido’daki bistronun yolunu tutuyoruz. Her zamanki gibi etrafta ne bir tabela, ne bir afiş, vs hiçbirşey yok. Navigasyona göre arabayı park ettiğimiz yer doğru ama ben herhalde yanlış bir yere geldik diye düşünürken arabadan inince mayşe kokusunu alıp tamam geldik diyebiliyorum.

Stone bugünkü üretim kapasitesiyle ABD’nin en büyük 8. craft bira üreticisi. Kurucuları Greg Koch ve Steve Wagner 90’ların başında Kaliforniya Üniversitesi’nde bira ile ilgili seçmeli bir derste tesadüfen tanışıyorlar. Babalarından aldıkları 500.000 dolarlık bir destekle (baba gibi baba) ilk üretim ekipmanlarını alarak ilk biraları Stone Pale Ale’i barlarda ücretsiz tattırıyorlar ve hikaye başlıyor. İnişler çıkışlar derken uzun lafın kısası firma 1.100’den fazla çalışanıyla bugünkü konumuna geliyor.

Berlin’deki Stone’u görenler için burası belki o kadar etkileyici gelmeyecektir ama üretim yerinin barın arkasındaki camın ardında olması ve belki de içebileceğiniz en taze Stone’lara erişebilmek yine de heyecanlanmak için yeterli. İçerisi oldukça büyük, hele bahçesi adeta çölde bir vaha gibi. Birçok farklı oturma alanı mevcut olsa da biz yemek almayacağımız için bar bölümündeki masalara geçtik. Fıçı listesi Stone ağırlıklı olsa da tek tük diğer üreticilerin biralarına da yer veriliyor (Berlin’de çok daha fazla misafir bira olduğunu söylemek mümkün). Tadım setleri mevcut, dilerseniz hazır alıp, dilerseniz kendiniz yaratabiliyorsunuz, yemek menüsü de oldukça geniş ve lezzetli görünüyor. Standart ekspresyonlarla beraber limitli sayıda çıkan ya da daha şişelenmeden sadece burada fıçıdan servis edilen biraları deneyebilirsiniz. Örneğin biz daha bir hafta önce çıkmış Mojay IPA’yı deneme fırsatı bulduk. Biraları içip biraz soluklandıktan sonra bir sonraki durağımız için yola çıkmaya hazırlanıyoruz.

Adres: 1999 Citracado Parkway, Escondido

Port Brewing & The Lost Abbey

Başlamadan önce biraz tarih... The Lost Abbey’i duymuş hatta denemiş olabilirsiniz fakat çok az kişi “Pizza Port Brewing” adını duymuş ya da biralarından içmiştir. 1987 yılında 20’li yaşlarındaki iki kardeş Vince ve Gina Marsaglia, kapanmakta olan bir pizzacıyı satın alır ve depo kısmında boş bulunan alanda bir home-brewing ekipmanı kurarlar. Solana Beach’teki bu dükkan yapmış olduğu iyi biralar ile gitgide ünlenir, ve Pizza Port San Diego’da birçok farklı noktada şube sayısını arttırır. Vince de bu esnada yapmış olduğu Belçika gezilerinde bu ülkenin bira kültürü ve manastır biralarından oldukça etkilenerek bunları Amerika’da üretebilmenin hayallerini kurar.

1997 yılında Solana Beach’de brewmaster olarak işe başlayan Tomme Arthur, tam da bu yıl Vince’in hayallerine ortak olarak Port Brewing’de ilk Dubbel abbey ale tarzında bir bira üretir ve sonrasında küçük ölçekli ama birbirinden başarılı ve sevilen hem Belgian abbey türünde, hem de deneysel biralar yaparlar. Tabi bu üretim çok limitli bir şekilde yapılabildiğinden yeni bir üretim yerine taşınma ihtiyacı doğar. 2005 yılında Stone, mevcut üretim yerinden daha büyük bir fabrikaya geçeceğini açıkladıktan sonra, eski yeri almak için hemen harekete geçerler ve Stone’dan kalan bu yerde Port Brewing adıyla üretime başlarlar. Tomme da Pizza Port’taki görevini bırakarak, burada tam zamanlı olarak deneysel Belçika türü biralarına yoğunlaşır. Ortada gerçek bir manastır olmadığı için bu türde yaptıkları biraları “The Lost Abbey” markası ile piyasaya sürerler ve bugün biz biraseverler için şimdiden klasikler arasına girmiş, bazı ekspresyonları açık arttırma sitelerinde dahi zor bulunan birbirinden iyi biralar üretirler.

Stone’dan 10 dakikalık bir araba yolculuğuyla yine bir sanayi sitesinin içine dalıyor ve arayışa başlıyoruz. Bu sefer mayşe kokusu da olmadığı için işimiz daha zor ama neyse ki girişteki barbekü kamyonundan mekan kendini ele veriyor. Belirttiğim gibi burası aslında Port Brewing olarak geçiyor, aynı tesis altında The Lost Abbey markalı biraları da üretiliyor. Yazının başında bahsettiğim Pizza Port’un ise burasıyla bir ilgisi yok, sahipleri halen Vince ve Gina fakat bunun dışındaki tüm çalışanlar, strateji, vs farklı yönetiliyor.

Tadım odası çok ufak, yaklaşık 6-7 bar taburesi var, The Lost Abbey biraları genelde sour ve Brett yani bir diğer deyişle vahşi maya içerdiğinden bu mayanın diğer biralar ile kontaminasyonunu önlemek adına farklı tanklarda üretilip sonrasında fıçıda bekletiliyor. Fıçı odasının girişinde yer alan “In Illa Brettanomyces Nos Fides” -  “In the Wild Yeast We Believe” deyimi, bu eşsiz biraların meydana gelebilmesi için Brett’in ne denli önemli bir etken olduğunu açıklar nitelikte.

Denediklerimiz arasında zaten beğenmediğimiz birşey çıkmadı ama Devotion, Judgement Day, Serpent’s Stout ve Framboise de Amorosa adeta bulmaca gibi kompleks biralar. Ekşi, tatlı, tuzlu, meyve tüm aromaları aynı anda almak mümkün. Şişe satışı ve küçük bir gift shop da mevcut. Bira fiyatları gayet uygun, bardağı 2$’dan tadım setleri almak mümkün. Yüksek talep dolayısıyla şişe satışında bazı ürünler stock-out olabiliyor bu yüzden gördüğünüz herhangi bir yerde The Lost Abbey’leri toplamanızı öneririm, all-year round biraları genelde sürekli mevcut fakat Serpent’s Stout, Madonna with Child gibi sezonluk üretim biralar burada dahi kalmayabiliyor.

Yüzlerde tatlı bir gülümseme ve bucket list de bir yerin daha üzerini çizmenin verdiği mutlulukla San Diego’dan ayrılıyor ve yola devam ediyoruz.


San Diego, yazının başında da belirttiğim gibi 150’ye craft biraevine ev sahipliği yaptığından, benim gibi bir biraseverin bile kısıtlı zamanında gezebileceği yer sayısı limitli. Yukarıda saydıklarım dışında listemde olup da gidemediklerim arasında Alesmith ile ortaklık kurarak burada bir üretim tesisi açmış Mikkeller San Diego, Mission Brewery, Green Flash, Mission Beach’deki South Draft, Societe Brewing ve Alpine Brewing şansım olursa ikinci bir San Diego gezisine kalan duraklar. Zaten bunları da gezmeye kalksaydık heralde şehirde hiçbir yeri görmeden sadece biraevi gezerek tatili noktalardık. Burada mesafeler Avrupa gibi birbirine yakın olmadığı için her yere araba ile gitmek, zaman konusunda bizi en kısıtlayıcı şey oldu ama yine de 4 güne bu kadar biraevi sığdırmayı başardık. Umarım okumaktan keyif almışsınızdır, bir sonraki yazıda Los Angeles ve San Francisco’daki duraklarımızı anlatıyor olacağım.

 

 

Melekler şehri Los Angeles aslında biralar şehri mi? Amerika bira turu Bölüm II

Melekler şehri Los Angeles aslında biralar şehri mi? Amerika bira turu Bölüm II

IPA türüne detaylı bakış: IPA dili ve edebiyatı; terimler

IPA türüne detaylı bakış: IPA dili ve edebiyatı; terimler